EVE: Evrim Tarihini Kadın Perspektifinden Yeniden Yazmak

Bir kitap incelemesi..

Bugün sizinle neredeyse son 8 aydır aşk/nefret ilişkisi yaşadığım bu cici kitabı paylaşmak ve naçizane bir inceleme yazmak istedim. Hazır yılın son çeyreğine yaklaşıyorken ve okuma listelerini gözden geçirirken bitirdiğim kitapların, özellikle ilginizi çekebileceğini düşündüklerim hakkında minik inceleme yazıları yazmaya karar verdim. Ne de olsa hepimizin SEO’ya ihtiyacı var 😅

Farklı ülkeleri ziyaret ettiğimde bana en çok keyif veren şeylerden birisi bulunduğum şehrin kitap satan dükkanlarını ziyaret etmek ve farklı dillerde yazılı kitaplar üzerinde göz gezdirmek, yeni çıkan ve en çok satan kitap listelerini incelemek olur. Bu benim için orada yaşayan insanların halet-i ruhiyesini, neleri merak ettiklerini ve neleri derinlemesine düşündüklerini anlamak üzerine kurulu bir oyun gibidir. Geçtiğimiz kış yılbaşından hemen sonra, oldukça soğuk bir günde Strasbourg Kleber’deki bir kitapçıya girdiğimde yeni çıkanlar rafında gözüme ilk çarpan kitap olmuştu Eve, çünkü gerçekten de dev gibi bir kitap. Dev dedim diye gözünüz hemen korkmasın, 610 sayfalık kitabın sadece notlar kısmı 150 küsür sayfa, bu da okumak için bize 450 sayfa ortalamasında bir rakam veriyor. Evirip çevirip incelediğimde oldukça ilgi çeken cümlelerle, insan evrim tarihine bir de kadın perspektifinden bakma iddiasında olan bu kitabı rafına geri bırakmam imkansız bir hale gelmişti, çünkü günümüzde hangi alan olursa olsun yapılan tüm araştırmaların “erkek” merkezli olması ve içinde bulunduğumuz dünyanın da buna göre şekillendirilmiş olması derinde bir yerlerde beni oldukça rahatsız eden bir olgu. Hazır günlerden pazarken eğer feminizm, cinsiyet teorisi, biyoloji ve evrim alanlarına meraklıysanız bu kitaba göz atmanızı kesinlikle tavsiye ediyorum. Bu alanlara meraklı olmasanız bile biyolojik olarak içinde yaşadığınız organizma hakkında daha detaylı bilgi edinmek isterseniz başvurabileceğiniz güzel ve açıklayıcı bir kaynak Eve. 

Cat Bohannon tarafından yazılan bu kitap, insan evrimini anlama biçimimizi yeniden şekillendirmeyi amaçlayan ve patriarkaya onun tabiriyle “sie!” çekerken bu anlatının merkezine kadın bedenini yerleştiren güçlü bir kitap. Bohannon’ın yaklaşımı hem cesur hem de oldukça yenilikçi; her bir bölümünü insan evriminin anahtar bir anına — emzirme, dil, aletler, yürüme, ses, algı — ayırarak, bunları cinsel evrim ve kadınların karşılaştığı “özel zorluklar” perspektifinden ele alıyor. 

En başta trans insanlar ve cinsiyet teorisi üzerine yaptığı açıklamayla konuya can alıcı bir yerden giriyor. Kadın olarak bizlerin bedenlerinin nasıl “erkek” merkezli araştırmalar üzerinden yanlış bir şekilde “anlamlandırıldığından” ve bunun sadece “kadınlığa” veya feminizme değil aslında bilimin kendisine zarar verdiğine açıklık getiriyor. Bunu yaparken de Eve’ler olarak isimlendirdiği, geçmişte “analarımız” (atalarımız) olan çeşitli hominidleri ele alıyor. Bohannon’a göre tarihsel süreçte birden fazla Eve bulunuyor ve bu Eve’lerin her birisi biyolojik evrimimizde bir dalı temsil ediyor. Bu bakış açısı, insanlık tarihinin geleneksel olarak erkek odaklı anlatılarından farklı olarak, türümüzün bugün nasıl bu hale geldiğine dair bizlere yeni bir bakış açısı sunuyor.

Kitap, oldukça güçlü yönlere sahip. Bohannon’ın emzirme, rahim ve menopoz gibi konulara yaptığı derinlemesine incelemeler, kadınların evrimsel tarih boyunca karşılaştıkları yoğun ve çoğu zaman yeterince takdir edilmeyen biyolojik zorluklara ışık tutuyor. Yazarın üslubu etkileyici ve anlaşılır; kitap hakkındaki en iyi nokta en karmaşık bilimsel kavramları bile sindirilebilir kılan bir sohbet havasında yazılmış olması.

Ancak, yenilikçi yaklaşımına rağmen, Eve bazı kritik alanlarda tökezliyor. Bohannon, evrimsel psikoloji ve spekülatif teorilere girdiğinde, anlatısı dağılmaya başlıyor ve yapıdaki bütünlüğün bozulması gözünüze ilk çarpan şey oluyor. Menopoz ve pair-bonding gibi karmaşık kavramları açıklamaya çalışırken bazen sağlam, bilimsel temellerden yoksun alanlara kayıyor. Özellikle kitabın kültürel evrim ve kadınların insan toplumlarını şekillendirmedeki rolü üzerine olan son bölümleri biraz sorunlu. Bohannon’ın teorileri düşündürücü olsa da, kültürel uygulamalarla genetik olarak kalıtılabilir özellikleri birbirine karıştırması bazen kendi noktasını kanıtlamak adına aşırıya kaçıyormuş gibi hissettiriyor. Evrimsel biyoloji konusunda geçmişe sahip olan okuyucular için bu hatalar belirgin ve rahatsız edici olabilir. Bohannon’ın doğal seçilim konusundaki anlatımı, zaman zaman karmaşıklaşıyor ve evrimin nasıl işlediğine dair yanlış anlamalara yol açabiliyor. Genel anlamda baktığımızda bu insanlık tarihini bilimsel bir keşif olarak sunmayı amaçlayan bir kitapta önemli ve göze çarpan bir kusur olarak görünüyor. Bohannon’ın fikirleri kesinlikle ilgi çekici, ancak dürüst olmak gerekirse, özellikle son bölümlerde, bu fikirler her zaman kanıtlarla desteklenmiyor, bu da bazı çıkarımlarını <en iyi ihtimalle> spekülatif kılıyor.

Sonuç olarak bu kitap kadın biyolojisi perspektifinden insan evrimine dair büyüleyici, ancak biraz kusurlu bir keşif içeriyor, bu yüzden kitabın kesinlikle yeni tartışmaları ateşleyeceğine ve okuyanları, türümüzü şekillendiren güçler hakkında farklı düşünmeye teşvik edeceğine inanıyorum. Ancak daha titiz bir bilimsel geçmişe sahip olanlar, kitabın zaman zaman doğruluktan sapmasından ve aşırı varsayımlara dayanmasından dolayı hayal kırıklığına uğrayabilir. Merak edenler ve spekülatif bölümleri elerken sabırlı olanlar için Eve gerçekten de okumaya değer ve uzun olmasına rağmen okuması eğlenceli bir kitap.

Eğer bu konu genel anlamda ilginizi çekiyorsa, Harari’nin Sapiens serisi dışında okuyacak bir şey bulamıyorsanız, insan evrimine ve davranış bilimlerine geniş ışık tutan kaynakları okumaktan keyif alıyorsanız benim favorilerimden bazılarına göz atabilirsiniz:

  • Lucy Cooke’un “Bitch! On the Female of the Species” adlı kitabı, cinsel seçilim üzerine harika bir modern bakış sunuyor. Kitap dişi hayvanların liderlik, üreme, sosyal yapılar ve hayatta kalma stratejilerindeki rollerini incelerken, insan topluluklarındaki cinsiyet rollerinin de nasıl evrimleştiğine dair karşılaştırmalar yaparak genellikle yanlış anlaşılan veya göz ardı edilen özellikleri ve stratejileri ele alıyor. Mizahi bir dille yazılmış olması bu kitabı oldukça eğlenceli kılıyor. 
  • Jennifer Raff’ın “Origin: A Genetic History of the Americas” kitabı doğrudan evrim üzerine olmasa da paleontoloji, arkeoloji ve paleogenetik bir sentez sunuyor. Amerikan kıtalarının yerli halklarının genetik geçmişini ve insanlığın bu bölgeye nasıl yayıldığını inceleyen kapsamlı bir çalışma sunuyor. İnsan evrimi de dahil birçok evrimsel araç örnek olarak kullanıldığı için öneriyorum.
  • Lee Dugatkin’in “Power in the Wild” kitabı biraz kuru bir üslup kullanıyor fakat agonistik ve antagonist sosyal yapıları açık, net ve doğru bir şekilde anlatıyor. Doğadaki güç dinamiklerini ve hayvanlar ile bitkiler arasındaki etkileşimleri inceleyen kitap, bitkiler ve hayvanlar arasındaki karmaşık ilişki ağlarını, manipülasyon ve kontrol stratejilerini detaylandırıyor. 
  • Yine Dugatkin’in olan ve Lyudmila Trut’un da katkılarını içeren “How to Tame a Fox (and Build a Dog)” adlı kitap, tarihin en etkili ve uzun vadeli evrim deneylerinden biri olan Sibirya’da tilkilerin evcilleştirilme sürecine dair mükemmel bir inceleme ve genetik, evrim, davranış bilimi ve insan-hayvan ilişkisi gibi konuları merak edenler için oldukça ilginç ve bilgilendirici bir kaynak.
  • Son olarak Ashley Ward’ın “The Social Lives of Animals” kitabı hayvanların karmaşık sosyal davranışlarını ve etkileşimlerini geniş bir tür yelpazesindeki örneklerle inceliyor. Biyolog olan Ward bu kitapta hayvanların nasıl iletişim kurduğunu, işbirliği yaptığını ve toplumlar oluşturduğunu araştırıyor ve hayvan ile insan sosyal yapıları arasındaki benzerlikleri karşılaştırıyor.

Bir sonraki incelemede görüşmek üzere..

Leave a comment