13 Yıllık Antrenmandan Sonra Neden Spor Salonunu Bıraktım ve Yerine Ne Buldum: “Spor” Yolculuğumun Devinimi
1. Bölüm
On yıldan uzun bir süre boyunca güçlü olmak için antrenman yaptım.
Spor salonuna düzenli olarak gittim. Kaldırışlarımı, aksesuar çalışmalarımı, kondisyon devrelerimi yaptım. Her programı, her tekrarı takip ettim. Gelişimimin her santimini ölçtüm. Kendime bir şeyler inşa ettiğimi söyleyip duruyordum.
Ve ediyordum da.
Ama düşündüğüm gibi bu güç değildi.
Yavaşça ve sessizce inşa ettiğim şey aslında bir kafesti.
“Her Zaman Daha Güçlü Ol” Efsanesi
Özellikle dövüş sporlarında bize satılan bir hikaye var; eğer güçlenirsen diğer her şey yerine oturacak. Daha hızlı, daha teknik, daha özgüvenli ve sakatlanmaya daha az yatkın olacaksın. Ancak bu hikaye oldukça önemli bir şeyi atlıyor: bağlam.
Güç tek bir şey değildir ve kesinlikle her şey de değildir.
13 yıl boyunca her sporcuya söylenen şeyi yaptım: ağırlık kaldırdım. Sıkı çalıştım. Kuvvet antrenmanı dilim, rutinim hatta dinim oldu. Deadliftler. Squatlar. Çekişler. Presler. Tekrar tekrar. Hafta hafta. Ay ay.
Ve bu bir süre işe yaradı. Sayılar yükseldi. Vücudum kuvvetlendi. Daha fazla güçle hareket ettim.
Ama sonunda garip bir şey oldu.
İlerlemeyi bıraktım.
Fiziksel olarak değil (bir bakıma o da) ama zihinsel ve duygusal olarak. Çalışma bayatlamaya başladı. Öngörülebilir. Cansız. Kuvvet için antrenman yapıyordum ama herhangi bir amaçla değil. Dinamik bir zorluk yoktu, gerçek dünyanın kaosu yoktu. Sadece floresan ışıklı bir odada yapılan tekrarlar ve setler. Programlar kendilerinin ne kadar “işlevsel” olduğunu iddia ederse etsin, hiçbir şey durduğun yerde halter kaldırırken gerçek hareket veya yaratıcılık ifadesinden kopmaktan daha az işlevsel hissettirmiyordu.
Bu programlar gerçekten işlevselse, ne işe yarıyorlardı? Yaşam içinse, içlerindeki yaşam neredeydi? Yolun sonunda bekleyen tek şey itilcek başka bir kızaksa, plastik çim üzerinde bir kızak itmenin nasıl bir işlevi vardı? “Tasarlanmış odalarda çağdaş güzellik standartlarına uymak için hayatta kalma mücadelesini simüle edişimizi” aşırı derecede distopik bulmaya başladım.
Gücün Sınırları: Neden Daha Fazlası Her Zaman Daha İyi Değildir
Ayrıca spor ve fitness alanında her zaman daha fazlasını ekleme konusunda kültürel bir saplantı da var: daha fazla plaka, daha fazla güç, daha fazla PR. Ancak kimsenin size söylemediği gerçek şu: daha iyi performans göstermek için sonsuz derecede kuvvetli olmanıza gerek yok, özellikle Brazilian Jiu Jitsu gibi disiplinlerde. Maksimum kuvvete aşırı odaklanmak aslında aleyhinize işleyebilir. Elbette eklemlerinizi sağlam tutmak için yeterli kas kütlesine sahip olmak iyidir, ancak kendinizi diğer hareket biçimlerinden alıkoymak, özellikle bir dövüş sporcusuysanız akıllıca bir çalışma yolu değildir.
Neden?
Çünkü BJJ bir halter yarışması değil bir mücadele sporudur. Denge, nefes, zamanlama ve kontrolün canlı, öngörülemez bir müzakeresidir. Minderdeyken bir barı tüm gücünüzle stabil bir şekilde itmezsiniz, tıpkı denizin öngörülemez dalgalarının üzerinde sörf yapmak gibi direnen, uyguladığınız tekniklere adapte olan bir insan vücudunu yönetmeye çalışırsınız.
Bu yüzden kuvvet dayanıklılığı (kaslarınızın yorulmadan tekrar tekrar çalışmaya devam etme yeteneği, kuvvette süreklilik) ve izometrik kuvvet (hareket etmeden bir pozisyonu koruyabilme yeteneği) bizim için çok daha önemli.
Bunlar bize mücadeleyi kazandıran şeyler. Ne kadar bench bastığın değil, vücudundaki her şey cehennem gibi yanarken ve zihnin çalışmayı bıraktığında ne kadar süre baskı uygulayabildiğin, güce direnebildiğin veya kontrolü koruyabildiğin önemlidir.
6 ay önce spor salonunda son seansımı yaptım ve bunun son seansım olduğunu bile bilmiyordum. Bir daha asla halterle ilgilenmeyeceğimi söylemiyorum ama uzuuun bir ara vereceğim açık. Bu blog yazısı öyle görünse de aslında bu dramatik bir karar değildi, sadece fazlasıyla gecikmiş bir karardı.
Düzenli olarak güç veya kuvvet antrenmanı yapıyorsanız, “gainleriniz” için spor salonuna gidiyorsanız lütfen bu yazıyı kişisel algılamayın çünkü sonuçta benim için sorunlu olan şey kuvvet antrenmanının kendisi değil, benim ona olan “zorunlu” yaklaşımımdı.
Şu Anda Ne Yapıyorum: Plyometrik ve Antrenmanın Neşesi
Şimdilerde bir kafeste arka arkaya tekrar yapmak yerine yeniden tırmanışa başladım ve düzenli olarak izometrik + plyometrik seansları yapıyorum, son zamanlarda bazen interval yaparak bisiklet sürüyorum veya ortayla uzun mesafe koşuyorum. Sadece hareketin kendisi için, kendimi nasıl hissettiğime göre, mecbur olduğum herhangi bir şeye göre değil. Boundinge, zıplamaya, sürünmeye, plank yapmaya ve bu pozisyonları tükenene kadar tutmaya başladım ve bir zamanlar halterin altına gömdüğüm atletizmi yeniden keşfediyorum.
Tırmanış benim için grip, mekansal kontrol ve dinamik denge için mükemmel bir antrenman sağlıyor. Zıplayarak squat yapmak ve bounding lungelar gibi plyometrik egzersizler patlayıcı kuvvet, nöromüsküler verimlilik ve her türlü geçiş için gerekli olan yüksek reaksiyon gücü sağlarken, izometrik egzersizler eklem stabilitesini, derin kas aktivasyonunu ve baskı altında gerginliği tutabilmek için gereken zihinsel dinginliği geliştirmeme yardımcı oluyor. İzometrik egzersizlerin faydası çok fazla çünkü hıza veya momentuma dayanmayan stabil bir kuvvet türü kazanmama yardımcı oluyor.
Özellikle plyometrik egzersizleri antrenmanlarıma tekrar eklediğimde hiç beklemediğim bir şey oldu; bu antrenmanlar beni doğrudan çocukluğuma götürdü. Daha elime halter hiç değmemişken, bunun bir adı olduğunu bile bilmeden öylece antrenman yaptığım zamanları hatırladım tekrar. Çocukken koşuyu çok severdim, yıllarca üst üste basketbol ve voleybol oynadım ve çocukluğuma dair en canlı anılarımdan bazıları takım arkadaşlarımla yaptığım antrenmanlardı, stadyumun tüm merdivenlerini tırmanmak, tek ayakla zıplayarak merdivenleri bitirmek, yukarı doğru sprint atmak, bacaklarımız titreyip ciğerlerimiz yanana kadar bu egzersizleri tekrarlamak ve bittiğimizde de yerde uzanıp ölene kadar gülmek. Sanırım tavşan gibi zıplamak bize komik geliyordu. O zamanlar buna “plyo” demiyorduk. Sadece pratik diyorduk. Ama bu zamanla bende gerçek bir şey inşa etti; patlayıcı bacaklar, zihinsel azim ve çaba ile neşe arasındaki o derin bağlantıyı kurmak.
Şimdi bunlara geri dönmek bana bir gerileme gibi gelmiyor, daha çok beni ilk başta bir atlet yapan şeye geri dönmek gibi hissettiriyor. Bacaklarıma ritim ve güç yüklediğimde, içimde bir şeylerin tekrar yüzeye çıktığını hissediyorum. Acı değil de sanki tanışıklık gibi bir his. Merdivenlerdeki o küçük kızı, gülerek sınırlarını aşan, başarısız olsa da tekrar tekrar deneyen halimi hatırlıyorum. O kıza güçlü olduğunun söylenmesine gerek yoktu, o bunu zaten biliyordu. Ve şimdi geri döndü. Eğitilmek, yeniden şekillendirilmek veya susturulmak için değil; içgüdüsüyle, tutkusu ve neşesiyle hareket etmek için.
Bu aktivitelerin birleşimi spor salonundan uzaktayken benim için harikalar yaratıyor. Sadece fiziksel olarak değil, duygusal olarak da. Kendimi tekrar eski ben gibi hissediyorum. Vücudum artık sadece performans göstermiyor, tepki veriyor. Antrenmanlarım sadece “zor” değil, canlı. Bu kararı aldığım için çok minnettarım çünkü son birkaç yıldır hayatımda olanlardan sonra, özgürce hareket etme ve bu hareketin içinde tekrar neşe bulma isteğimi sonsuza dek kaybettiğimi hissediyordum ve “birkaç yıl” spor salonuna düzenli olarak gidip, “acaba bıraksam mı? bırakmasam mı?” diye debelenmek için oldukça uzun bir süre.
Bana bu özgürlüğü veren süreç 2023 ve 2024 arasında, özellikle biraz kütle kazanmak için yüksek odaklı 12 haftalık iki kuvvet bloğu yapmaya karar vermemle başladı, çünkü sadece 3 yılda üçüncü Covid-19 ve ikinci zatürremi atlatmıştım ve kendimi çok zayıf hissediyordum. Bu süreçte önce 55 kg’dan 68 kg’a çıktım, sonra daha rahat hareket edebildiğim 65 kg’a düştüm ve FFMI’mı 18 olarak sabitledim. Şaşırtıcı olan kilo aldıktan sonra bu gücün ne kadar “yapışkan” hale gelmiş olduğuydu.
Artık uzun aralardan sonra bile gücümün eskisi gibi akıp gittiğini hissetmiyorum; bir zamanlar iki seans kaçırdıktan sonra kaybolan sayılar artık hiç antrenman yapmasam bile çok uzun süre arka cebimde duruyor. Sanki o kiloları almak sonunda sinir sistemime ve bağ dokularıma kuvveti depolamak için yeterli “gayrimenkulu” sağladı ve bu da bana atletik seviyede ihtiyacım olan şeyin sonsuz halter seansları olmadığını, sadece vücudumun gerçekten gelişebileceği bir vücut ağırlığı olduğunu kanıtladı.
Belki artık günde 3 kez antrenman yapmıyorum ama yıllar içinde inşa ettiğim bu temelin her zaman benimle kalacağının bilincine vardım, sadece zaman zaman biraz cilalamak gerekecek ve bunun için ihtiyacım olan tek şey son derece minimalist bir “ağır kaldırma” periyodu olacak. Yıllarca her gün bu antrenmanları tekrarlayarak hiç bir yere varamamanın endişesiyle hareket etmeyi bırakıp sonunda bilinçli bir şekilde bu adımı attığım için çok mutluyum.
Gerçek dönüşüm, sonsuz bir döngüde tekrarlanan antrenmanlar ve gücün sadece halterdeki sayılarla ilgili olmadığının farkına varmamla gerçekleşti; hayatta ilerlemek için önce doğru şekilde inşa edilmiş ve bizi besleyen bir temele sahip olmak gerekiyor.
— A.
